Son iki sezonun Süper Lig şampiyonu, bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde dolu dizgin gitse de, ligde beklentilerin altında kaldı ve ilk devreyi tıpkı terazinin diğer kefesindeki Real Madrid gibi puan tablosunda dördüncü sırada tamamladı. Beşiktaş ile Real Madrid'i kıyaslamadan önce odadaki filden bahsedelim. Beşiktaş da gol atamıyor.

La Liga’nın son şampiyonu Real Madrid, bu sezon ligde kötü gidişinin önüne bir türlü geçemedi ve devre arası olduğunda lider Barcelona’nın maç eksiğiyle 16 puan arkasında yer aldı.
İki takım arasındaki fark en son 2012/13 sezonunda, ligin 18. haftasında yine Barcelona lehine bu kadar açılmış, o sezonu Barca 100 puan toplayarak şampiyon tamamlamıştı. Real’i, ezeli rakibi ile kıyaslayınca ortaya çıkan tablo yeteri kadar acı verici değilmiş gibi, bir de iki takımın arasına giren Atletico Madrid ve Valencia’nın da yarışı kızıştırdığını ve Real’in işlerini daha da zorlaştırdığını gözlemlemek zor değil.


Zinedine Zidane, 2015/16 sezonunun ortasında takımın başına geldiğinde modern futbolun tüm beklentilerini karşılayan bir futbol oynatmaya başladı.
Barcelona’nın, Guardiola tarafından mükemmelleştirilen dayanılmaz baskılı, pozisyon futboluna karşın, Real’in Mourinho ile benimsediği savunma futbolundan artık sıyrılmaya başlamışlardı. Zidane, ligde o sezon sadece bir kez yenildi (Atletico Madrid, 0-1). Real, sezonun son 12 haftasını galibiyetle tamamladı. Bu süreçte Barcelona deplasmanından da üç puanla döndüler ve zirveyi sadece bir puan ile kaçırdılar. Tüm bu olan biten arasında bir de, takımın üstüne geleceğini inşa etmeyi düşüneceği kaliteli genç oyunculara yatırımlar yaparak kararlı bir duruş sergilemeyi de başardılar.
Tüm Avrupa’nın gözü dönmüş çılgınlar gibi, oyunculara 100’er milyon euro’lar vererek transfer yaptıkları dönemde, Real Madrid piyasaya göre ucuz fiyatlar ile gençlere yatırım yaptı ve hem lig hem de Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunun geldiği (toplamda beş kupa kaldırdılar) epik bir sezona imza attılar.

Ancak bu sezon her şey tersine dönmüş gibi gözüküyor. Futbol unutkandır. Taraftarlar ve medya, başlarına gelen en iyi şeyleri, ilk kötü anda unutarak enseyi karartmayı alışkanlık haline getirmeye alıştılar. Transferler ve yapılan değişiklikler ise sadece yapılmış olmak için yapılır duruma düştü. Takımın ihtiyaçlarından ziyade, taraftar ve medyanın baskısının hafifletilmesi için kısa vadeli çözümler üretilmeye başlandı. Doğal olarak, Zidane’ın bu sezon kellesi tehlikede; çünkü Real Madrid ilk 17 haftalar itibariyle, 21. yüzyılın en kötü lig performansını sergiliyor (32 puan). Bundan önce en son 1999/2000 sezonunda ilk 17 haftanın ardından 23 puan toplamışlardı.
Peki ne değişti? Real Madrid bu sezon neden “oynayamıyor”? OPTA verilerine göre Real Madrid, 2015/16 sezonunun başından bu yana ne yaptıysa aynısını yapmaya devam ediyor. Tek sorun ise gol atamamaları. Evet, bir takımın tek sorunu gol atamamak olduğunda, aslında sorunun asla sadece gol atamamak olduğu düşünülebilir, ama durum gerçekten de bu kadar basit. Real Madrid sadece gol atamıyor. La Liga’da neredeyse bütün kritik hücum istatistiklerinde ilk iki sırayı Barcelona’yla birlikte paylaşan Real, bu sezon çektiği şutların kalitesine göre gol beklentisi (xG) olarak da ligin en iyi ikinci takımı.
Real Madrid ile ilgili bu sezonki performansı özetleyen en önemli kriter gol beklentisi ve attığı gol sayısı. Real, tıpkı puan durumunda olduğu gibi, attığı gol sayısında da Barcelona’nın 16 gol gerisinde yer alıyor. Bu sezon ligde 32 gol bulan Madrid ekibinin, gol beklentisine bakıldığında 39 gol atması bekleniyordu. Gol beklentisi ile attığı gol arasındaki farka bakıldığında, Real Madrid’in 7.3 ile ligin zirvesinde yer aldığını görüyoruz. Real Madrid, bu sezon La Liga’da yakaladığı fırsatları en fazla hoyratça harcayan takım konumunda.

Real Madrid ile Beşiktaş’ın sorunu aynı
Mesele bu incelemeye geldiğinde, ister istemez başka bir kıyaslamanın yolu açılıyor. Zidane’ın gelişiyle Real’in yaşadığı çıkışı, aynı dönemden birkaç ay önce Şenol Güneş’in gelişiyle yakalayan Beşiktaş… Son iki sezonun Süper Lig şampiyonu, bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde dolu dizgin gitse de, ligde beklentilerin altında kaldı ve ilk devreyi tıpkı terazinin diğer kefesindeki Real Madrid gibi puan tablosunda dördüncü sırada tamamladı. Beşiktaş ile Real Madrid’i kıyaslamadan önce odadaki filden bahsedelim. Beşiktaş da gol atamıyor.
Beşiktaş bu sezon, tıpkı önceki iki sezonda olduğu gibi, verilere göre hücum olarak kendi standartlarını yakalamış, hatta bazı alanlarda onları da geçmiş durumda. Üstelik son sezonlarda kolay kolay görmeye alışkın olunmayan bir savunma performansı da cabası. Ancak gol atamama sıkıntısı, hem izleyicilerin gözünde, hem de puan tablosunda takımın konumunu şüpheye düşürüyor. Aşağıdaki tabloda Real Madrid’in ve Beşiktaş’ın son üç sezonki performanslarını, OPTA verileriyle maç başına ortalama üzerinden kıyaslamaya çalıştım.

Tabloda görüldüğü üzere, iki takımın oyunun oynanış şeklini ilgilendiren verilerde en azından bir önceki sezona göre daha iyi performanslar sergilediği gözlemlenebiliyor. İki takım da geçen sezonlara kıyasla, daha fazla şut pası atmış ve daha fazla net pozisyona girmiş. İki takım da hücum bölgelerinde daha aktif olarak yerleşmiş ve rakip ceza sahalarında topla daha fazla buluşmuş.
Ancak kırmızı fontla yazılı veriler, takımların puan tablolarındaki yerlerini belirliyor. Real Madrid, geçen sezona kıyasla maç başına yaklaşık 1 gol daha az atıyor. Beşiktaş’ta düşüş bu kadar dramatik olmasa da, ortada bir düşüş olduğu gerçek. İki takımın maç başına girdiği net pozisyonlarında da önemli miktarlarda artış olmasına rağmen, net pozisyonları sonuçlandırma ve toplam gole çevirme oranlarında hatırı sayılır düşüş yaşadıkları bariz.
Kıyaslamayı dehşet verici şekilde birbirine yakınlaştıran durum ise gol beklentilerinde ortaya çıkıyor. Beşiktaş bu sezon Süper Lig’de gol beklentisi en yüksek takım (37.3 xG). Bu, siyah beyazlı ekibin bu sezon elde ettiği fırsatlardan yaklaşık 37 gol bulmasını beklemek anlamına geliyor, ancak Beşiktaş’ın ligin ilk yarısındaki gol sayısı 29’da kaldı. Aradaki 8.3’lük fark, Süper Lig’de bir takımın elde ettiği en büyük fark; tıpkı Real Madrid’in La Liga’da olduğu gibi. Sonuç olarak, iki takımın da beceri sorunu yaşadığını söylemek artık daha kolay.

Quaresma- Ronaldo
Peki neden? Bu konuda, kesin ve net bir tespit ve çözüm bulmak bu kadar kolay olsaydı, zaten takımlar bunu çoktan halletmiş olurlardı. Ancak dikkat çekici iki isim üzerinden giderek belki ortaya bir ipucu koyabiliriz. Pek şaşırtıcı değil belki, ama bu iki isim de Portekizli olacak.
Cristiano Ronaldo, kariyerinin en kötü sezonlarından birini yaşıyor. Ronaldo, bu sezon La Liga’da sahada kaldığı her 289 dakikada bir gol atabildi. Bu, Portekizli yıldızın Manchester United’daki ilk iki sezonundan bu yana elde ettiği en kötü lig performansı. Ronaldo, 2003/04 ve 2004/05 sezonlarında United formasıyla, Premier Lig’de sırasıyla 484.8 ve 387 dakikada bir gol bulabilmişti. Kendisini ölümcül bitiriciliğiyle tanıdığımız yıldız oyuncu, bu sezon bu özelliğini de unutmuş gözüküyor. Ronaldo, ligde bu sezon %6.1’lik gole çevirme oranıyla oynuyor ve bu oran kendisinin Manchester United’taki ilk sezonundan bu yana (5 gol, %5.1 gole çevirme oranı), lig maçlarında elde ettiği en düşük oran.
Yıldız oyuncunun yakın arkadaşı, başka bir yıldız isim Ricardo Quaresma’yı kantarın diğer kefesine koyalım. Ricardo Quaresma, hiçbir zaman bitiriciliğiyle nam salan bir oyuncu olmadı. Aksine, bu alanda kötü olduğu bile iddia edilebilir. Ancak Beşiktaş’taki son döneminde bu durum ayyuka çıkmış durumda. Yıldız isim 2015/16 sezonu başından bu yana ligde 14 net gol fırsatı yakaladı ve bunların sadece ikisini gole çevirebildi. Bu iki gol de 2015/16 sezonunda geldi. Yani, Ricardo Quaresma son iki sezonda elde ettiği toplam sekiz net gol fırsatını değerlendiremedi.
Quaresma’nın zaten iyi bir bitirici olmadığını söylemiştik. Portekizli, daha ziyade yaptığı asistler ile ön plana çıkıyor. Geçen sezonu 13 asistle tamamlayan Q7, bu alanda Wesley Sneijder’in (15) ardından ligin en iyi ikinci oyuncusuydu.


Quaresma ile ilgili dikkat çekici bir nokta ise, oyuncunun kendisinden beklenen işleri bireysel olarak yapmaya devam ediyor olması. Q7, 2015/16 sezonu başından bu yana maç başına attığı şut paslarında sürekli bir ilerleme elde etti ve bu sezon bu alanda kişisel zirvesine ulaştı diyebiliriz. İlk sezonda maç başına 1.9, geçen sezon ise 2.6 şut pası atan Quaresma, bu sezon maç başına 3.1 şut pası ile oynuyor ve bu sezon şut pası sıralamasında Younes Belhanda’nın (50) hemen arkasında yer alıyor (49). Yine de, toplam gol katkısına bakıldığında Quaresma’nın gerileme dönemine girdiğini görüyoruz. 2015/16 sezonunda her 152 dakikada bir, geçen sezon her 170 dakikada bir gol katkısı yapan Quaresma, bu sezon sahada kaldığı her 395 dakikada bir gol katkısı yapıyor.

Zidane-Şenol Güneş

İki takımın bu sezon artan hücum performanslarını, ancak azalan bitiricilik performanslarını ikinci tabloda aktarmaya çalıştım. Beşiktaş teknik direktörü Şenol Güneş’in bu sezon belirttiği bir gözlemi var: Rakip takımların kapanması sebebiyle Beşiktaş’ın istediği oyunu oynayamaması. Bu bir gerçek. Kimsenin bunu inkar edeceğini sanmıyorum ama çözüm üretmek de en az tespit yapmak kadar önemli.


Beşiktaş’ın kapanmayan rakiplere karşı ne kadar ölümcül olduğunu Vodafone Park’taki Galatasaray maçıyla gördük. İşi ilginç kılan nokta ise, bu sezon Şenol Güneş ile Zinedine Zidane’ın kapanan savunmalara karşı çareyi aradıkları, ya da oyuncularının aramalarına müsaade ettikleri noktanın aynı olması.
Son üç sezona bakıldığında Real Madrid ve Beşiktaş’ın, bu sezon abartılı şekilde orta yapmaya başvurduklarını görüyoruz. Orta yapıldığında yapılacak tek bir seçenek kalıyor: gol atmak. Aksi halde, modern futbolda gol ile sonuçlanmayan her orta girişimi, bir futbol takımının diğer bütün hücum alternatifleri yerine bir tercih üzerinde ısrar etmesi anlamına geliyor. Metin Tekin’in dediği gibi: “Her orta, bir başka seçenekten vazgeçiştir”. Analiz/İlkay Barbaros


Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir