Derbi heyecanı benliğimizi sarsa da yüreğimizde hep eski maçların bir hatırası barınıyor.

Analiz: Bülent Uzun

Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin sonucundan bağımsız olarak kadroları şöyle bir inceleyeyim dedim. Kalitesi, oyuncuların parasal değerleri, mevkilerinin önemi olmadan baktım. Sonra futbolcuların ne kadar Galatasaray’a, ne kadar Fenerbahçe’ye ait olduklarını düşündüm. Biraz bu duruma odaklandım. Hatta Beşiktaş ve Anadolu takımlarını da içine alarak yüzeysel bir kıyaslamaya gittim.

Hatırlarım eskiden, futbolseverler kendi takımları kadar rakip takımları da iyi bilirlerdi. Galatasaraylılar, Fenerbahçe’nin, Beşiktaş’ın kadrolarını iyi sayardı. Neler yapabileceğini ezbere anlatabilirlerdi. Anadolu takımlarından sivrilen varsa oyuncularının şöyle birkaçını kendi takımına yakıştırırdı.

Şimdi bu işler menajerlere kalmış. Onlar medya üzerinden oyuncuyu pazarlıyor, yöneticiler imkanları doğrultusunda 3-5’ni renklerine bağlıyor. Acı ama gerçek bu. Futbolun içinden gelen, futbolu bilen yönetici ihtiyacımız o kadar çok ki nedenini şimdi burada anlatmayalım.

Galatasaray-Fenerbahçe maçından önce kadrolara şöyle bir göz gezdirdim. Galatasaray: Muslera, Mariano, Maicon, Serdar, Latovlevici, Fernando, N’Diaye, Feghouli, Belhanda, Tolga, Gomis. Fenerbahçe: Kameni, Isla, Skrtel, Neto, Hasan Ali, Josef, Ozan, Dirar, Giuliano, Valbuena, Janssen.

İsimlere bakınca sanki soğuk odalarda derbi heyecanı yaşar gibi geldi bana. Sıcaklık sadece Galatasaray-Fenerbahçe isimlerinde vardı.

Sarı-Kırmızılı takımda bir Serdar Aziz ve Tolga Ciğerci (o da gurbetçi) Türk olarak. Hatta Muslera ondan daha bir Türkiyeli. Fenerbahçe’de ise Hasan Ali ve Ozan biraz durumu kurtarıyor.

Taraftar olarak takımımızı sahipleniyoruz. Her maçı yağmur çamur demeden takip ediyoruz. Ama hep bir eksiklik, tamamlanmamış bir hikaye var. Bu durum giderek artıyor.

Ya gelen oyuncuların ‘işimi yaparım, paramı alırım” düşünceleri ya da her sene 5 alıp, 7 göndermemiz. Her ne ise sevinçler bile yarım kalıyor. Şimdi Galatasaray için Hagi, Popescu, Capone hâlâ bizden biri. Ya Fenerbahçe’nin Alex’i, Lugano’su, Aurelio’su farklı mı? Beşiktaş’ta Atiba, Queresma, Babel bir farklılık gösteriyor mu? Cevap hayır. Gelen yabancılar da bizlerden biri gibi olduğunda, uzun zaman takımda top koşturduğunda iz bırakıyor. Oyun anlayışı, profesyonelliği, futbol karakteri, disiplini, kendinden sonra gelen genç nesillere istemeden de olsa geçiyor. Alex’in pası, Hagi’nin şutu, Queresma’nın travelası oluyor.

Şimdi bir derbiyi daha geride bıraktık. Sonucun bir önemi yok. Bize eskileri ne kadar hatırlattı, eski rekabetlere, amatörlüklere ya da ezeli dediğimiz rekabetin tadına ne kadar vardırdı? Sanırım önemli olan bu.


Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir